Dadaizm’den Sürrealizme

Bu yazıda, bugün dikkatimi çeken sanat akımlarının neden radarıma girdiğini inceliyorum. Sanatın sanat için olmasını çok isterim. Ne var ki böyle bir dünyada yaşamamaktayız. Belki başka bir evrende sanat, sanat içindir. Bugün sanat politikanın karşısında veya politikanın elinin altında onun hikâyesinin pekiştiricisi olarak var olmaktadır. Bu nokta çok derin ve sayfalarca araştırma konusu olarak ele alınmalıdır. Fakat bu yazı sanatın toplumsal olaylardan etkilenen yönünü temel alan bir bakış açısından yola çıkmaktadır. Öncelikle dikkatimi çeken bir tablodan başlayalım. Salvador Dali’nin Belleğin Azmi veya Eriyen Saatler eseri.

Salvador Dali “La persistència de la memòria” (Belleğin Azmi)

            Zamana kayıtsız kalan var mıdır? En büyük ve tek hazinemiz. Onu yeniden elde etmek, onu yenmek için neler verilmiyor. Zaman döngüsüne eserler veren yazarlar, Proust’un eseri Kayıp Zamanın İzinde veya Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Sözü geçen eserler, Dali’nin resmi ve içinde yaşadığım toplum; düşünce dünyamda dönen gezegenler gibi zaman zaman birbirine karışan fırtınalara dönüşmektedir. Fırtınaların arasından bir sessizlikte aralanan noktadan sanata bakmaya başlıyorum.

            Dali’yi bu esere iten akım beni ‘bahsi geçen akım nedir, nereden doğmuştur?’ sorularına yönlendirmektedir. İzlerini sürdüğümde yolum bir savaşa çıkmaktadır. Bu yazıyı da savaştan başlatarak bugüne geri gelmek istiyorum.

Büşra Çelik “Fırça ve Bıçak”

            Birinci Dünya Savaşının yarattığı toplumsal sorunların etkisinde Dadaizm ortaya çıkmıştır. Bu aralar herkesin konuştuğu “canavarlar çağı” savaş dönemlerin de söz konusudur. Bununla beraber yaşadığımız çağa adı verilirken, Peaky Blinders’ın kahraman olduğu yeni filmi vizyona girmektedir. Sanki savaştayız! Oysa tarihi karakter kahraman olarak ekranlarımıza yansımaktadır. Buna benzer kahramanın ve zorbanın birbirine karıştığı 1914 savaşı karşısında Dadaizm ortaya çıkmaktadır. Değişim toplumun her kesiminde hissedilmektedir. Bu tür sanat gruplarının çıkışı etki tepkinin en iyi örneğidir. Dadaizm, yaşananları kabul edemeyen bir bakış açısının sonucudur. Bu dengesizlik, güvensizlik duygusundandır. Bir önceki yüzyılda burjuva yükselirken bu sanat akımında tiksinti nedeniydi. Sonrasında bu akım yerini Sürrealizme bırakıyor. Peki o ne demek?

            İkinci dünya savaşı gelirken toplum bunu hissetmiyor mudur? İşte sürrealizm bu ara dönemde gelişen bir akımdır. Bu akımın manifestosunu Andre Breton yazmıştır. Yazarı dönemin popüler psikoloji alanındaki gelişmeler ve Sigmund Freud etkilemiştir. Yaşananlar aklın sınırlarını aştığı düşünülerek irdelenerek incelenen bilinçdışı ve bilinç bu akımın nesnesi hatta öznesi haline gelmiştir. Yazarın ölümünden sonra dağılmasına rağmen fikirleri yöntemsel olarak sonraki sanatçılar tarafından kullanılmaya devam etmiştir. Popüler kültür bu eser veya sanatçılarını bizlerin gözüne sokarak öğretmiştir. Örneğin Frida Kahlo baskılı bez çantalar, satış rekorları kırmış olmalı. Bununla beraber felsefi doğuş noktası sır olarak madalyonun arkasına saklanmaktadır.

Büşra Çelik “Buzdağının Sürrealizmi”

            1970 sonrasında teknolojinin gelişmesi ile yeni sürrealizm ortaya çıkmaktadır. Yeni sanatçılar daha fazla toplumsal kimliğe odaklanmaktadırlar. Bu yazıda oluşturduğum görseller ile yeni sürrealizm akımına katkı sağlamış olabilirim. Hatta diğer dijitalleşme ve sorunları üzerine olan yazılar yeni sürrealizmin odaklandıkları “hiper-gerçeklik” bakış açısına sahiptir. Tam olarak bu resim ve bu araştırmalar neden dikkatimi çekiyor sorusunun yanıtlarına götürmektedir. İnsanlık hallerini çokça düşünmekteyim. Derdi benzer olan insanlar birbirini anlamakta ya da burada olduğu gibi dikkatleri benzerlikler üzerinde buluşmaktadır.

            Bir önceki dönemde Freud ile olan arkadaşlığın etkisi olsa gerek ki birey ve özgürlük imkânı sorgulanırken, yeni sürrealizm de toplumsal kimlik sorunları öne çıkmaktadır. Yeni sürrealizm ya da diğer bir adıyla “gerçeküstücülük” akılcılıktan farklı olarak bilinç ve bilinçaltı arasındaki bağlantı gibi düşünülebilir.

            Akımın sanatçılarından Rene Magritte’in serisinden bir örneği ele alalım. Serinin adı “İmgelerin İhaneti” (La trahison des images) ve daha önce karşılaşmış olabileceğiniz bir eser olan Ceci n’est pas une pipe “Bu bir pipo değildir” sanatçının kendisiyle beraber düşünme sürecine çıkardığı çalışmadır. Eserden çok etkilenen Michel Foucault sanatçıya bir mektup yazarak düşünme sürecine eşlik etmektedir.

René Magritte “La trahison des images” (İmgelerin İhaneti)

            Bu akımın dedikoduları elbette aşırı fazladır. Fakat ben düşünmeme kendimi anlamama ve ifade edebilmeme yardımcı olan bu araçları kıymetli buluyorum. Son olarak bir başka eser eklemek istiyorum. Cenevre Sanat ve Tarih Müzesinde yer alan La Vague (Dalga, 1907) eserine değinmek isterim. Bu eser baya yüksek ölçülere sahip bir tablodur. Önüne geldiğinizde iki metre yüksekliğinde bir cehennem sizi içine çekmektedir. Biraz durup korkunuz geçtiğinde sizi şok eden gerçek tablonun cehennem değil buranın tabloya bakan noktanın cehennemi işaret ettiğidir. Bir dalga bu tarafa doğru geliyor. Bu dalga yüksek ve çoğunluğun lanetini üzerimize getirmektedir. Sembolizmin etkisindeki eser sürrealizmin temellerini oluşturan taşlardan biridir.

Carlos Schwabe “La Vague”(Dalga)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*