Yeni bir tanrı üretmemiz gerekiyordu. İnanmak için ihtiyacımız olanı bulamadığımız bugünlerde onu yaratma zorunluluğundayız. Her şeyi bileni üretmemiz gerekiyordu. Bütün olanları ve olacakları bileni üretmek zorundaydık. En doğru kararı vereni üretmemiz gerekiyordu. Bu yaratımda yaratılanı “kötü” olarak görmüyorum. Bunu kullanan bu dönemin canavarları ile olan problemlere odaklanmak istiyorum.
Birkaç yıl önce insani değerler var iken savaşlara dur deme cüreti gösteriliyordu. Şimdi kimse kimseye hesap vermezken nasıl bir durma mekanizması çalışır? Tabi ki gücü yeten yetene düzeni ortaya çıkar. Acemoğlu’nun kuramında yer alan “kurumsallık” yıkımını görüyoruz. Eğer öyle değilse yazabilir misiniz? Bugünkü dünya da kurumsal olan neler var? Hukuk sistemi mi, sağlık sistemi mi, ekonomi mi, akademi mi?
Birinci sırada değişecek şeyin ekonomik düzen, para düzeni olacağını düşündüm. Evet değişim oluyor fakat düşündüğüm gibi bireysel özgürlükleri temel alıp besleyen, ulus devlet sınırlarını kaldıracak ve özgürlükçü şekilde olmuyor. Paranın değişimi, daha çok savaş ve daha çok o sınırları koruma genişletme açgözlülüğü ile oluşumuna devam ediyor. Dijital para, kendi düzeni ile geliyor.
Değişimi okumanın bir diğer verisi olarak savaşlar gösteriliyor. Artık savaşlar değişti sözlerini duyuyor olmalısınız. Savaş teknikleri ve bilgi değişiyor. Bana göre savaşın ne ile yapıldığını tartıştığımız sürece aynı noktadayızdır. Her zaman düşündüğüm temel argümanım burada yer alıyor. O da şudur; eğer Kabil’den beri cinayet devam ediyor ve sonu gelmiyorsa, bizler etik üzerine olan bilgilerimizi evrimsel olarak aktaramıyorsak aslında ilerlemeci bir evrim söz konusu değildir. Yani savaşın şeklinin dönüşümü nasıl olursa olsun bizim aslında aynı noktada olduğumuzu gösterir. Bu nokta da birey olmak için evrimsel gelişimimiz henüz yeterli değil fikri aklıma geliyor. Yani bizler Fransız Devriminden bu yana literatüre giren, psikoloji alanı dahil birçok alanda üzerine eserler verilen “birey” kavramını ürettik ama olabildik mi? İnsanlık bugün evet 21. yüzyılda grupları, toplulukları, partileri veya kendine ait köyleri olmadan yaşayamıyorlar. Bu seçimleri bireyselliklerini yok sayacak veya gerek yokmuş gibi davranacak kadar sahipleniyorlar. Ait olmadan yaşamanın imkânsız görüntüsü şu soruya götürüyor; insanlık birey olabilmek için yeterli evrimsel süreci geçirmemiş olabilir mi? Bu soruyu daha sonra detaylı incelemek isterim.
Bir başka değişim verisi olarak bilgi kaynakları, enerji kaynakları ele alınmaktadır. Peki bunca bilgi arasında kaybolmak ile hiçbir bilgi olmayan yerde olmak arasında bir fark var mı? Tırnak içinde belirtilecek bir ifade olarak bahsedeceğim şu ki; milattan önceki yaşam ile bugün ki yaşam arasındaki bilgi ve farkındalık arasındaki fark nedir? Sabah uyanıp toplumsal konfor alanında devam etmenin ya da bilincin sınırlarının çizildiği düzenden bakmanın bir farkının olmadığını düşünüyorum. Bu fikri net ifade eden Steinbeck’in Adam’ı oldu. Etrafta gezinen bir şeyin varlığını düşünmek fakat inanamamak durumu. Bu sancıların hepsi yeni inancı doğurmaktadır. Bir ara Hazret-i Google diye şakalar yapılıyordu bununla beraber arama motorunda çıkan her bilgi “duyduk itaat ettik” şeklinde karşılanıyordu.
Para, savaş, teknoloji ve sonunda ona uyum sağlayan reel sosyoloji. Bu bakış açısında sosyoloji eyleyen değil, pasif durumdadır. Maalesef bu öyle olamayacaktır. Sessiz devam eden sonra anlamaya başlayacağımız toplumun eylem sonuçları ortaya çıkacaktır. Toplumun tepkisi ve eylemini göreceğiz. Şu an okumak için erken dönemdeyiz. Ya da henüz göremiyorum.
Bir yanıt bırakın