Ahbap Rock Attı

Şebnem Ferah “Cam Kırıkları” ile başlayan yazım Nazan Öncel “Beni Hatırla” ile bitecek. Arada olan her şey bende kalan fikirlerdir. Uzak şehrin birinde konuşacak birinin yoksunluğunda rock müziğin verdiği bağırma hissi insanı kendine getirmeye yetmiyor. Sesler, kelimeler geçmişin hayaletlerinden başka nedir ki? Kendimi konumlandıramıyorum, bir ben mi fazlayım bu eksikliğe? Söz, şiir olacak kelimeler fırtınaya tutulmuş yazının içinde sürükleniyorken benim halim kasırganın vurduğu şehir gibi. Ne zaman şehirleştiğimi keşfedemeden yıkılmış höyüğüm. İçimden çıkan kap kaçakları vitrinlerde mi koruyacaklar? Benden birkaç sayfayı da teste tabi tutarlar. Ölüm zamanını tespit etmek için mi yoksa yaşadığı zamanı tespit etmek için mi?

Kelimelerin sınırları düşünceleri hapsederken acının dili kaçımızı zincirliyor olabilir. Acıdan beslenen insanlar daha da gaddar olabiliyor. İnsan hep kendini haklı çıkaracak neden de bulabildiği için bu gaddarlık ‘ama’lar ile doluyor.

Ah, yine sevebilirim diyen sadece Yıldız değildir. Tek deli o değil, sanırım insan arsız bir yaratık. Tekrar tekrar yaşama isteği ama yine, yine kendini kaybetme telaşına düşmekte insana özgü olsa gerek. Bazen de öyle bir an gelir ki en iyisi kendini kaybetmektir. Herkesin kendini kaybettiği yerde nasıl akıllı kalınabilir? Akıllı kalanlar belki de saklanıyorlar. İnsanın tek başınalık hissi böyle zamanlarda artıyor. Bulanıklığın içindeki bir başınalık olabilir. Ortam bulanıklaştıkça herkes daha da panikliyor ve bu nedenle durulma ihtimali zorlaşıyor. Herkes biraz sakin olabilir mi?

O zaman biraz da Teoman “Renkli Rüyalar Oteli”ne gidelim. Burada biraz kalsak sakinleşir miyiz? Biraz sevişsek her şey düzelebilir. Bir delinin attığı taşın ardında kaç milyon silah endüstrisine akıtılıyor. Sadece akla sadık olsak ya, beraber mutlu yaşasak ya. Muhtemel Aşk için virane olduk. Bu viraneyi kazdıklarında tarihten atamayacakları günahları biriktirmiş olabiliriz.

Şimdi bu noktada bir kıssaya yer verelim. Sıcak çölde devesiyle yolculuk yapan bir bedevi, yol kenarında susuzluktan ve sıcaktan bitkin düşmüş, dudakları çatlamış bir adam görür. Vicdanı elvermeyen bedevi, hemen devesinden iner, yanındaki kırbadan adama su verir ve onunla ilgilenir. Kendine gelen ve aslında bir hırsız olan adam, bedevinin bu saflığından ve iyiliğinden yararlanır. Birden bedeviyi sertçe iterek devesine atlar ve hızla kaçmaya başlar. Neye uğradığını şaşıran bedevi, kaçan hırsızın arkasından seslenir: “Deve senin olsun, al git! Ama senden ricam, sakın bunu hiçbir yerde anlatma.” Hırsız şaşırır, durup kendisine merakla sorar: “Neden? Soyulmak zoruna mı gitti? Dalga geçilmek mi istemiyorsun?” Bedevi şu cevabı verir: “Hayır, onun için değil. Eğer bu yaptığını insanlara anlatırsan, bu kulaktan kulağa yayılır. Bir daha hiç kimse çölde gerçekten darda kalmış, susuzluktan ölmek üzere olan muhtaç birini gördüğünde ona inanmaz ve yardım etmez.”

Şimdi bunca yazının üstüne bu hikâye ne alaka? İnsanların, özellikle topluma örnek olan, göz önünde olan ve toplumun güvendiği kişiler arasında üst sıralara yerleşmiş insanların hatalarının bireysel olmadığını hatırlatmak için bu hikâyeye geldik. Rock müzik konuşunca aklımıza gelecek olan bir diğer kişi Haluk’un beni heder etmesiydi. İyilik ve akıl için çabalar arpa tanesi kadar ilerlerken bir hata, bir bencillik birçok insanın yardıma ulaşma köprülerini yıktı. Bu durum şarkıları ve sesi arşa çıkan harmoniler oluştursa da bu bütün bakış açısında üzüntü yaratan seslerden başkası olmuyor.

Hoş ses olsun, anlamı olsun ya da olmasın ne önemi var. Ben kendimi evrim sürecinde uyum sağlayamayan olarak kabul ettim. Düşüncelerimi yazarak yok olmuş Neandertellerden farklı bir kader yaşar mıyım? Yaşamam sanırım. Çünkü okuma devri kapanmak üzereyken yazmak çabası içinde olmak başka bir sonuca çıkarmaz. İnsanlık yok olmaz belki ama akıllı olarak evrimleşecek garantisini kimse vermedi.

Tıpkı rock müziği gibi isyankârım ama enerjik miyim? Bilemiyorum. Zaten düşünceme göre bugünkü problemlerin kırılma noktası 1950 senesinde rock müziği de bu tarihte başlamış. Bazen en kötüsü şimdi oluyormuş düşüncesi geldiğinde geriye bakmak farklı bir yön gösterebilir. O zamanlarda neden isyankâr bir müzik türü ortaya çıktı sorusu toplumsal olaylara bakmayı gerektirmektedir. Savaş sonrası dönem, ayrımcılık, ekonomik özgürlük söz konusuydu, radyo ve plak artışı vardı, rock müzik giyim tarzı bir duruş gösterisiydi. Bu durumlar yeni bir bakış açısı ve müziği ortaya çıkardı. Peki bugünkü sorunlarımız nelerdir? Bugün dünya nelere gebedir? Bugünkü toplumsal olaylara bakmak gerekir. Yapısal ırkçılık, gelir adaletsizliği, iklim krizi, dijital sorunlar, yüksek enflasyon, güvencesiz çalışma, ekonomik geleceksizlik, bilgi kirliliği, dijital gözetlenme, yalnızlık ve müzik artık tek bir tür değil. Peki biz artık nasıl bir türüz?

Her kapı bize çıkıyor, hasretler giy, kendine gel.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*