İnsan ve Metamorfoz

İnsan, metamorfoz üzerine kurulu bir varlıktır. Anne karnından sonraki bedensel sürecimiz biyolojik değişimimizi göstermektedir. Bir bilgi öğrendiğimiz zaman beyin fiziksel olarak değişiyor. Sadece olumlu anlamda değil, travmatik olaylar sonrası beyin hasarı ortaya çıkabilir ya da dijital dünyanın sığlığında kendi ellerimizle kurutabiliriz. Tabi ki Nietzsche’ye değinmeden bu konuyu geçemeyiz. İnsanın, hayvandan üstinsana ulaşabilmesinin yolu başkalaşımdan başkası değildir. Kendini aşması gerekmektedir. Ruhsal dönüşümü “Dönüşüm” eseriyle ele alan Kafka yine insanın metamorfozu üzerinde durmaktadır.

Bu durum, Buda’nın aydınlanmadan sürecinde de Şamanizm’de öldükten sonra doğanın bir parçasına dönüşme inancında da vurgulanmaktadır. Peki ya İsa’nın bedeni, İslamiyet’teki insan-ı kâmil, Yahudilikteki Gilgul Neshamot? Hepsi dönüşümü ve başkalaşımı işaret eden inançlardır.

Bütün bu bilgiler ışığında hareket edenin dönüşeceği kesinliğine varabilir miyiz? Dönüşüm olumlu ya da olumsuz bir anlam taşımasına gerek yoktur. Peki sonra? Dönüştün, bitti mi? Hayır! Hareket zorunludur. Hareket etmezsen yoksun.

Çok fazla örnek verilmesi boşuna olmasa gerek, tırtıl kendi bedenini yok etmeden kelebek olamaz. Kelebek olduktan sonra da yaprakların arasında kalamaz çünkü artık kanatları vardır. Artık hava sahnesinde hareket etmektedir.

Göç etmiş bir insanın durumu bir kelebek kadar net tarif edilemeyebilir. Fakat bir kesinlik var. Metamorfoz işlemektedir, göç eden başkalaşır, o artık ne tamamen bir başkasıdır ne de eskisinin benzeridir. Bu noktada yine kelimelerin sınırında kalıyoruz hissi gelmektedir. Başka bir dilde belki karşılığı vardır diye bir araştırmaya koyuldum. Olumlu anlam barındıran Almanca ve Fransızca kavramlar var. Fakat burada ne başkası ne de benzer olanın olumlu olacağını ifade etmemekteyim. Latincedeki “sui generis” kavramı derdimizi anlatmaktadır. Kendine özgü anlamına gelebilir. Ancak ‘kendine özgü’ ifadesindeki ‘kendilik’, eski benliği çağrıştırır. Oysa burada, eski kendiliğin yok olduğu, bambaşka bir boyutu kapsayan bir anlamı algılamak gerekir.

Bütün bu yazıya ve düşüncelere vesile olan bir dans gösterisiydi. Heyecanla herkes müziği dinlerken birden akan gözyaşlarımın başka açıklaması olamazdı. Nyon şehrinde Musée du Léman’daki bu etkinlik geçtiğimiz cumartesi günü açılışını yaptı.

Dansın kendisi başlangıçta bir dönemi ele aldı. Ardından herkes kendi dilinde kendiliğini belirtti ve sonra dönüşüm başladı. Videoda pek aktarılamadığı için o anki duyguları herkesin kendi dönüşüm sancılarıyla hayal etmesini istemekteyim.

Etkinlik bizi çok dilli ve çok kültürlü yapısıyla karşıladı. Gösterinin koreografisi ve afişi oldukça etkileyiciydi. İnsanların etkinlik sonrası hazırladıkları aperatifler gerçekten lezzetliydi.

Herkesin Haluk Bilginer’in sesiyle duyduğu bir şiirin sözleri kafamın içinde dönüyor. Zerreyim, zerre içinde…

“Kâinatta Bir Zerreyim

Kâinatta bir zerreyim
Ben kendimi bilmez miyim
Zerre içinde zerreyim
Ben kendimi bilmez miyim

Mamur benim harap benim
Ayaklarda turap benim
Kadehlerde şarap benim
Ben kendimi bilmez miyim

Denizlerde nuh olalı
Döneklere yuh olalı
Ruhlar ile ruh olalı
Ben kendimi bilmez miyim

Günah bende hakir benim
Hizmet ehli Zakir benim
Âdem kadar bakir benim
Ben kendimi bilmez miyim

Daimi’yim bende ben de
Bent olmuşum ben de bende
Dağılmışım perakende
Ben kendimi bilmez miyim
Gönüllerde perakende
Ben kendimi bilmez miyim” Aşık İsmail Dâimi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*