Taş Devrinden Barkoda Egemenlik

Geçmişten bugüne insanlık değişim ve dönüşümlerinden dersler çıkardı. Fakat bu derslerin en iyisi olduğuna dair bilgiyi asla edinemedi. Bu yazı geçmişten bugüne teknolojik gelişmelerin ışığında insan toplumlarının etki tepkileri üzerine beyin fırtınasıdır.

Paleotik dönem MÖ 2,5 milyon yıl önce başlamış ve MÖ 12.000 yılına kadar sürmüş zaman aralığıdır. İnsanlığın en uzun dönemidir. Teknolojik gelişmeler arasındaki dönemin kısalması ve dönemlerin değişme sıklığı arasındaki orantı günümüze doğru daha da hız kazanmaktadır. Bu dönemde ilk teknolojik gelişme taşa şekil verilerek kullanılan aletlerdir. Ayrıca dünyanın belli bölgelerindeki bir başka gelişme köpekler evcilleştirilmeye başlamıştır.

Sonraki döneme geçişte yerleşik hayat karşımıza çıkmaktadır. Diğer hayvanlarda evcilleştirilmeye başlanmıştır. Bu dönemin adı Yeni Taş veya Cilalı Taştır. MÖ 10.000 ile 6.000 arası kabul edilir. Yani bu dönem dört bin yıl sürmüştür. Bu dönemin en önemli proto-kenti Çatalhöyük kabul edilmektedir. Çatalhöyük evleri penceresiz, tavandaki bölmelerden içine girip çıkılan kutu şeklinde yan yana yapılmış kent yapısıdır. Bu kentte yeni gelişme ve kolaylık olarak benimsenen evcilleştirilmiş hayvanlarla beraber yaşandığı arkeolojik çalışmalarla ortaya konmaktadır. Yerleşik hayata geçiş devrim olarak da isimlendirilmektedir. Hayvanlar ile yaşamak o dönem tedavisi hakkında hiçbir fikirleri olmadıkları hastalıkları ortaya çıkardı. O dönemde ortaya çıkan hastalıkların izlerini arkeolojik çalışmalar sonucu gün yüzüne çıkarılan iskelet incelemelerinden öğrenmekteyiz.

Bu noktadan sonra insanlık hız trenine binmişcesine ivme kazanarak dönem atlamaktadır. 2800 sene sürecek Tunç Çağını yaşamıştır. Sonrasında 970 sene boyunca Demir Çağı yaşanmıştır. Bu dönemlerde artık madenler kullanılmıştır. Tabii ki, MÖ 3.000 yazının icadı ile dönemsel geçişler daha belirgin tespit edilebilmektedir. Peki Demir Çağının toplumsal getirisi ne olmuş olabilir? Askeri üstünlük yarışı başlamıştır. Verimli tarım arazileri, askeri güç dengeleri arasında imparatorluklar devri başlamıştır. Bu dönemleri bir de savaşlarda kaybedilen binlerce insan üzerinden okumak gerekebilir. Bu ölümler insanlığa neler kattı? Daha çok insan bir arada surların ardında yaşamayı öğrendi. Sümer şehirlerini gözümüzün önüne getirebiliriz. Artık herkes ektiğini biçmiyor. Sınıflar, iş bölümü görünürlük kazanmıştır. Uluslararası ticaretin başladığı dönem bu zamana denk gelmektedir. Asur Ticaret Kolonileri ortaya çıkmıştır. Demir Çağının sonlarına doğru para icat edilmiştir.

Düzen kurulmuş, şehirler ticaret ile zenginleşerek güzel yaşarken; bu dönem de Büyük İskender’in doğu seferine çıkmasıyla ve Pers İmparatorluğunu yıkmasıyla Helenistik dönemi başlatmıştır. Dikkatimi çeken nokta rahat olan rahatsız edildiği bu geçiş dönemlerinde her zaman bir devir kapanıp yeni bir devre geçilmiştir. Daha modern ve güçlü ordular yerleşik düzeni yıkmış kendi dönemini başlatmıştır. Bu dönem ise sadece 300 yıl sürmüştür. Bu süreçte doğunun ve batının zenginlikleri birbiri ile kaynaşmıştır. İskender burada kendi hayalini yaşarken Asya’da yedi krallık birbiri ile savaş içindeydi. İskender’in doğudaki başarıları ilerlerken İtalya da küçük bir krallık güç kazanıyordu. Roma Cumhuriyeti. Doğu, batı, kuzey, güney derken İpek Yolu ortaya çıkmıştır. Küreselleşmeye hoş geldiniz.

Roma 1.229 yıl hüküm sürmüş insanlık tarihinin en önemli krallık, cumhuriyet ve imparatorluk gücü olmuştur. Her yer ‘Roma’lılaştı. Su kemerleri, hamamlar, anıtsal yapılar inşa etmişler. Modern dünyaya şeklini veren Roma hukukunu ortaya çıkarmışlardır. O kadar çok yol yaptılar ki “Her yol Roma’ya çıkar.” dediler. Bugün artık yok olmanın eşiğindeki bilinen kitap formatını ‘codex’ cilt yöntemini geliştirmişlerdir. Rahat, zengin ve güç dolu bu dönemde eğlence için insanlar kolezyumlarda körleştirildi. Bedava ekmek dağıtılan arenalar insanın sorgulama mekanizmasını dumura uğratan bir çıkmaz yaratmıştır. (ekmek ve sirk sistemi) Peki yıkılışı nasıl oldu? İmparatorluk içeriden çürüyerek doğu ve batı olarak ikiye bölündü. İlk önce Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır. Bu orta çağın başlangıcı kabul edildi. Doğu Bizans İmparatorluğu ise Fatih’in fethi ile yıkılmıştır ve yeni çağ başlamıştır.

Feodalizm güçlenmiş ve mutlak dogmatik güç egemenliği yerleşmiştir. 1453 senesi kırılma noktası yaratmıştır. Dikkatimi çeken bu tarihten sonra keşifler artmıştır. Osmanlı’nın eline geçen şehrin avantajlarını kaybeden krallar vergi ödememek, Osmanlı’nın ekonomisine bağlanmamak için alternatif yollar aramaya başlamışlardır. Coğrafi Keşifler, 1492’de Amerika’nın keşfiyle ivme kazanmış ve ardı arkası kesilmeyen yeni rotaların bulunmasıyla devam etmiştir. Sermaye yeni ellerde toplanmaya başlamıştır. Hikâyenin daha da heyecanlandığı noktalara geldik. Parası biriken fakat aristokrasinin son sözü söylemesinden rahatsız olan insanlar… 1789’da “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sloganıyla yeni bir çağı başlatmışlardır. Bu arada yeni bir teknolojik gelişme sessizce ilerlemektedir; Sanayi Devrimi. Bu süreç, etkilerini katlayarak günümüze kadar uzanmaktadır. Endüstri 1.0, Endüstri 2.0, Endüstri 3.0, Endüstri 4.0… Bu nereye kadar gidebilir? Çünkü bir türlü sonlandırılamayan, sürekli kabuk değiştiren bir çağın içine sıkışmış gibiyiz.

Yukarıda buraya kadar anlattığım kısımların hepsi aklımdan bir anda, aniden ne zaman geçti? İsviçre’de sağlık randevularını görebildiğiniz bir uygulama var. Uygulamanın içinde randevuların altında barkod yer almaktadır. Randevuya gidildiğinde bu barkodu okutarak giriş yapılması gerektiğini düşündüm. Fakat gişedeki görevli gülümseyerek “Sırayla,” dedi. “Önce bir teknolojik geçiş süreci ardından diğeri gelir” diyerek gelişim zamanını işaret etti. Teknoloji ile arası normal sınırlarda olan biri olarak o an toplumun teknolojiye aşırı adapte oluşu fikri geldi. Kurumların ise teknolojik gelişmelere yetişemediğini düşündüm. Tarihte egemenler teknolojik gelişmeyi elinde tutarak ilerleyebildiler. Geçmişte toplumun yeniliğe ulaşma ve kullanma konusunda sınırları söz konusuyken bugün gelişmeler kurumlara entegre edilmeden toplumda kullanılmaktadır. Bugün egemen ile gelişim aynı elde değil. Ekonomik sistemler teknolojik gelişim ile uyumlu ilerliyor mu? Hukuk sistemleri de teknolojik davaları ele alırken sancılı süreçler yaşamaktadır. Zaten teknolojiye karşı ulusal sınırlar içindeki hukuk kuralları VPN’e kadar geçerli olabiliyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*