Matrix kapıları aralandı, yeni çağ başladı konularıyla artık daha fazla karşılaşıyoruz. Çağ kendi kendine aralamaz, yeni bir döneme başlamaz. Bunu el birliği ile yapmaktayız. Çağın değişimini tetiklediğini düşündüğüm en büyük eylemimiz; kaydırmak. Herkesin sabah gözünü açar açmaz içinde çevrimiçi olduğu başka bir evren yarattık. Doyamadığımız bu evren için geceleri uykumuzdan feragat ettik.

Geriye sarıp bir bakalım; ardından tekrar kaydırmaya döneceğiz. Trenler yayılmaya başladığında artık başka bir dönemin kapıları aralanmıştı. Hatta değişen dönemin simgesi haline gelen unsur buharlı makineler ve trenler olmuşlardı. Taşıma kolaylığını sağlamasıyla pazarların genişlemesi izlemiştir. Bu değişimleri dikkatle ele alan ve yazan kişi Karl Marx’tır. Sermayedarlar trenlerin gelişimi ile ürettiğini daha kolay ve hızlı pazara satışa sunarak sermayenin getirisini daha hızlı geri eline alabilmektedir. Bu durum, mekanın zaman tarafından imha edilmesidir. Buna hız denilmektedir. Bu değişimler toplumsal her noktayı yavaş yavaş değiştiren dalgalar silsilesi yarattı.
Sonraki dönemlerde Marx’ın teorisini detaylarından yazar David Harvey’dir. Postmodernliğin Durumu adlı eserinde “mekan sıkışması” kavramından bahseder. Bu kavram üzerine düşünebiliriz. Hatta artık sıkışan mekan dahi kalmamaktadır. Ya da sanayi devrinde zaman tarafından kazanılan mekan yok denilecek kadar küçülmektedir. Yani hız artık an olmaktadır.
Harvey şunu ifade etmektedir; dünya üzerinde teknoloji öyle bir noktaya geldi ki mesafe dediğimiz şey kısaldı. Uzaktaki yerlere seyahat etmenin saatlere indiği bir dönemdir. Bilgi çağında hız bile kelime olarak yavaş kalmaktadır.

Hızın yok olduğu bu evrende elbette toplumsal alışkanlıklar ve biz hep beraber dönüşmekteyiz. Mesela bir soru ile devam edelim. Bir olayı bekleme süreniz nedir? Örneğin bir mektubu. Tabi ya mektup bekleme zamanı çoktan geçti. Tahayyül dahi edemiyoruz. Günler sonra gelecek bir bilginin ne demek olduğunu. O zaman örneği modernleştirelim; buluşmaya karar verdiğiniz insanla nasıl bir iletişim trafiğine giriyorsunuz? Yoldayım, vardım, sen neredesin? , hangi otobüstesin? , içerdeyim, oturdum, arka masadayım… Burada net sayı belirtilemeyecek kadar yoğun bir bilgi akışı olduğu kesin. “an’dalık” kültürüyle birlikte sadece bilgi değil, görsel eklentiler de gerçeklik ve dünya algımızı şekillendiren parçalara dönüşür. Anneannem uzun zaman görüntülü görüşmeyi algılayamıyordu. Çünkü algılarımız yaşadığımız döneme kancalıdır.
Bilginin bu kadar yayılması ile beraber moda oluşmaktadır, yaşam tarzları tek tipleştiren bir hal almaktadır. Belli markaların üretim bantlarından çıkan standartlara sığmak zorunda kalan zevkler ortaya çıkmaktadır. Şehirler aynılaşır. Turistik yerlerde gezdiğiniz zaman bu hangi şehirdi yanılsamasına düştüğünüz oldu mu? Çünkü “turistik” sınırları o kadar netleşmiştir ki hepsi birbirine benzer. İnsanın yön duygusu dumura uğramaktadır.
Küresel üretim için bunlar yetmiyor, yetmeyecek. Çünkü büyümeye mecbur. Bu mecburiyet dünyadaki herkesi pazarın içine soktu, herkesi alladı pulladı fakat yetmedi. Bütün şehirlere altyapı sağladı. Yollar yaptı. Harvey’e göre sistem krizi ertelemek için uzun vadeli projelerine yatırım yaparak büyümeye çalışır. “mekânsal çözüm”
Mekanın ayaklarımızın altından kaydığı bu dönemde zaman artık an’dır. Bu algının dışında hareket etmek ‘demode’ gibi kavramlarla paketlenir ve etiketlenen insanlar uzaklaştırılır. Toplumsal kabulleri şartlayan küresel köyde olduğumuz gerçeğini gözler önüne serer. Bu köydeki köy kahvesi internettir. Çevrimiçi olmak ve kaydırmak…

Kaydırmaya başlayan biri zamanın nasıl geçtiğini tahayyül edememektedir. Mekan algısının kaybolmasının benzeri zaman algısının kaybına neden olmaktadır. Ekran süresi kavramı ile bu insan sağlığı için standardize edilmektedir. Ne kadar ekran süresinin sağlıklı olduğuna dair bilimsel veriler gelmeden herkes bağımlı olmuş durumda. Sosyal medya platformları ve bu sistemin içindeki üretici firmalar kaydırmanın sonsuzlaşması için psikoloji ve diğer bilimleri sınırsız kullanırken bireyin bununla baş etmesi için “ekran süreni sınırla” sözü karşı karşıya getirilmektedir. Kaydırmanın sadece bireysel irade meselesi olmadığını ifade etmekteyim. Bununla beraber toplu şekilde bizler tarafından inşa edildiği ve yeni dönemin kapılarını araladığını göz ardı edemeyiz. Trenler buharla hızlandığında, insanlar şehirlere göçtüler, fabrikalara işçi oldular. Üretimden çıkan her ürün sistemin kendisi oldu fakat insan üretime yabancılaşan oldu. Bugünkü değişimlerin önünde durulamayacağının farkında olarak insanın ve toplumun durumunu görebilmek için anlama çabasındayım.
Bir yanıt bırakın