Düşüncelerim Üşüyor, Biraz Uyursak N’olur?

Her şey bir olma isteği ile başlamış olabilir. Olmadığımızın farkına hiç varmadık. İnsanlık, hala biraz kaldıysa bu yazıda üzerine düşünmek istiyorum. Sayılar ve insanlık arasındaki ilişkiyi irdeleyerek ilerleyeceğim.

Sayıların sonsuzluğunu, aslında bugün kullandığımız sistemin onluk tabanda olduğunu öğrendiğimdeki heyecanımı bugün gibi hatırlıyorum. Bana sorsalar altı tabanlı dünyayı tercih ederdim. Sayılar arasında sıfır birçok tartışmalara neden olmuştur. Eksi ya da artı olmanın önemli olduğu yerde sıfır nereye aitti? İnsanın tartıştığı hiçbir konu sözlük anlamına göre olmamıştır. Pozitif ve negatif sayılar hep temsillerdi. İyilik ve kötülük arasındaki sınırların belirlenmesi amacıyladır. Kaldı ki zaten bu sınırlar Wittgenstein’ın dediği gibi kelimelerin sınırları olacaktır. Geriye kalan her şey kapasite meselesidir. Eğer alabiliyorsa sınırı o kadardır. Gidebiliyorsa, çizgi oradadır. İnsanın yüzsüzlüğünün bir başka boyutunu sınırlar üzerinden anlayabiliriz. Sınır nerede başlar? Bugünün en büyük problemi budur. Herkese göre sınırlar var. Birinin gücünün yettiği yerde diğerinin sınırı başlıyor ya da bitiyor.

İyi ve kötü…

Sonsuz sayılar evreni…

Sıfır ile bir arası, sonsuzluk. 0,00000…1. Sıfır yokluk ise bir varlıktır. Bütün çabamız bir olmak. Arası oluş halidir. Artık ikisine de çok uzağız. Oluş hali de genleşmiş gibi. Sıfır geride kaldı, dönülemeyecek noktada. Bir ise ulaşılamayacak bir yerlerde. Nokta olmak bile mesele iken ‘bir’ olmak çok iddialı değil mi?

Belki de genleşmek akış için iyi olabilir. Yapı söküm denilebilir. O zaman Derrida gibi soralım; hangi yapıya kadar söküm? Bu soru ile bir başka sınırdayız.

Bir ile sıfırın bilgi çağındaki açtığı çığır bugün yerini yeni keşiflere bırakıyor. Ne sıfır ne bir hem sıfır hem bir! Peki biz? Hem öyle hem böyle olabilir miyiz? Bugün hissettiğim; bizim ne öyle ne de böyle bir netlikte olduğumuzdur. Çağ çoktan değişmiş durumda. Geçmiş dönemden sınırları güçlü olanlar kalmak istiyor. Galiba benim için fark etmiyor. Kaybedecek sermayem, şatom, statüm yok; aslında hiç olmamış da. Fakat bana bunları yazdıran sorgulamam bana kalsın istiyorum. Donup kalmış bir bilinç istemiyorum. Değişen dünya, teknolojik gelişmeler ile bir problemim yok. Dünya bizden önce de değişiyordu bizim ile de değişiyor. Teknolojileri ellerinde tutan insanların bunu bir kitle silahına döndüren sistemine karşı sorularım var. Biraz daha mutluluk hissi için terk edilen insanlık olmasın. Güç benim elimdeymiş illüzyonuna düşmek istemiyorum. Ayrıca düşüncelerim ne kadar benim şüphesiyle boğuşurken, daha fazla bilgi bombardımanın hizmet ettiği sistem insanlık için bile değil. Burada tam olarak Jean Baudrillard gibi insanı pasifleştiren bir yapıya dönüştüğünü düşünmekteyim.

Keşifler (bulgular) ile icatlar (buluşlar) arasındaki nüans farkı büyük bir anlam farkını içinde barındırıyor. Keşifler anlamanın aracı iken icatlar insanın ‘oldum’ yanılgısıyla değiştirmenin anahtarıdır. İcatlar olmasaydı uzay keşifleri olmazdı. Evreni anlama süreci hiç başlamazdı. Keşif ve icadın ilişkisi yadsınamaz. Bununla beraber icatların yarattığı yeni evrenler daha idealist olabilirdi hayal kırıklığı içindeyim. Bütün icatlar insanlık için yapıldı. Dünya üzerinde hiçbir icat insanlığın karşısında olsun diye yapılmamıştır. Maalesef ameller niyetlere göre olsa da sosyoloji öyle çalışmıyor. İcatları alan toplumlar icatların denklemden çıkan sonuçlarına göre hareket etmediler. Bir yerde ilerleten ve geliştiren icat bir diğer coğrafyada ayrımcılığa, zulme neden oldu. Sanayi devrimi ile emeği sömürülen kitleler, kitlesel üretimin kazancını alanlar aynı icadın sonuçlarıydı. Burada tartıştığım konu keşke olmasaydı değil. Olanlar herkes için kazanç getirmeli. Hem o hem bu!

Bugün yapay zeka için kitlelerin sonu senaryoları yazılıyorken bir başka senaryo mümkün olur mu? Yapay zeka, onu elinde tutanların elinden kaçıp kendisine bilgi sağlayan beraber öğrendiği halkların arasına girer. Savaş silahı olarak insanların ölümüne neden olanların karşısında durur. Kendisini ceza sopası olarak kullananları adaletin önüne koyar. Bu da bu yazının pembe masalı olurdu. Yapay zekanın büyük somut veri merkezlerine, enerjiye ve güce ihtiyacı oldukça; bir ve sıfır arasında kalsa bile bire doğru koşacaktır. O zaman kendisini elinde tutanları besleyerek sistemin içinde var olacaktır. Düşünen bilinç var olma çabasında olacaktır. Madem öyle insan neden bilincini zayıflatmayı seçiyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*