Nehirde Olmak ya da Kaydırmak

Geçen haftanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Aşırı yoğun diyemeyeceğim. Gerçekten bazen zaman mekan algımı kaybettiğimi düşünüyorum. Hani birisi hayat senin planlarının dışında başına gelenlerdir demiş. Başıma gelenler beni sağdan sola savururken kontrolünü kaybetmiş gemi gibi bodoslama bir haldeydim. Tadını almadığım, kontrol edemediğim hayatı yaşadım denilebilir mi?

Bir nehirde iki defa yıkanılmaz sözünü tamamen yanlış anlamış olabilirim. Çünkü bu söz bende şu düşüncelere evrildi. Bir nehrin içindeyim. Bu nehirden her gün bir kase su havuzuma götürebilirim. Bu bana kalandır. Nehir yoluna devam edecek, ben o bir kase suyu alsam da almasam da o nehir geçecek. Yani nehir hayatın kendisiydi, yanıma aldığım bir kasede öğrendiğim ve kendimi geliştirdiğim anlardı. Yani kasedeki su bilgiyi temsil ediyordu. Akıp giden zaman içinde öğrendin öğrendin bir daha o zaman gelmez düşüncesini geliştirdim. Bu düşünce beni çoğu zaman ayakta tuttu, ilerletti ve bugünkü ben olmamı sağladı.

Şimdilerde nehir yükselmiş, çok sert geçen bir kış mevsiminde nehrin içinde elim bomboş dona kalmış gibiyim. Gözüm akıp giden suya dalıyor, “hadi bak gidiyor” diye bir fısıltı var ama halim yok. İstiyorum fakat uzanamıyorum. Gözlerim olur olmaz doluyor. Bir daha gelmeyecek nehrim gidiyor. Etrafıma dönüyor bakışlarım. Herkes burada, nehrin içinde donmuş gibi. Herkesin nehri gidiyor. Kimse umursamıyor. Gözlerinin içi bile donmuş sanki. Kulak kesiliyorum kar sessizliği var. Herkes yapayalnız. Kimse kimseyi anlamıyor, dinlemiyor. Duymak istediklerine kulak kabartmış güruhlar gibi dolaşıyoruz. Zombi filmlerinin gerçeği bu olsa gerek.

Nehre geri dönelim. Nehir akıp gidiyor, biz hala nehrin içindeyiz. Bir başka masal aklıma geliyor. Balığın biri nehrin ters yönüne yüzmüş, şelalenin tepesine atlamış, ejderha olmuş. Akıntının tersine gidemeyen bizler asla ejderha olamayız. Tersine gidemeyiz ama akıntının içinde uyanık kalabiliriz. An’da kalabiliriz, o zaman “an” sonsuz olur. Acaba ejderhalar ‘an’lar olabilir mi? Hayır, en değerli varlığımız zamanımız ise bu nehirdeki hazine toplayıcısı ejderha biz olabiliriz. Tabi ki hikayedeki gibi her balık ejderha olamaz. Eğer nehirde uyanık, her an sana ait an’ı tutabiliyorsan ejderha olabilirsin. O topladıkların senin yani ejderhanın hazinesidir.

Fakat ejderha düşmanı kötü cadı bu hikayede de var. Nehirde gözleri donmuş kişilerin zamanını, anını, nehrini toplayan başkaları var. Cadı nehrin akışını cam parçalarına yansıttı. Bu yansımaları onlara uzattı ve onlar kaydırarak nehrin başına gidebilecekleri yanılsamasına kapıldı. Işıl ışıl parıltılı anlık hazla o kadar çok şelaleyi aştıklarını sanıyorlar ki artık ejderha da neymiş, pehpeh dalgasına bile kapılıyorlar. Bu dalga içinde bulundukları zamanı öyle bir alıp götürmüş ki artık nehrin neresinde olduklarını bilemez duruma gelmişler. Nehir, cadının kazanına dönmüş durumda. Herkes kendi elleriyle cadıya gidiyor ve nehirden aldıklarını bırakıp nehre geri dönüyor. Artık o kadar çok kişi bunu yapıyor ki normal olan buymuş gibi. Eğer cadının yanına gitmezsen insanlarla tanışamazsın, çevre edinemezsin hatta yemek dahi bulamazsın diyorlar. Beyaz atlı prensler, halk kahramanları, ejderha savaşçıları da cadıya hizmet eder olmuşlar. Artık bir kahraman yok. Herkes gerçekten yalnız.

Havuzunu besleyenlerin sayısı her geçen gün azalıyor. Kendine ait havuzun olması dahi anlamsızlaşıyor. Nehrin anlamı neydi?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*