İnfobezite nedir?
“information” ve “obesity” kelimelerinin birleşimi ile ortaya çıkan kavramdır. Obezite nasıl vücudu fazla yağ toplayarak sağlıksız duruma getiriyorsa infobezite de fazla bilginin insan beynini sağlıksız duruma getirdiğini ifade etmektedir. Fakat bu kelimenin Türkçeye geçerken ki tam karşılığını malumatfuruşluk’un daha toplumsal hali olarak ele alabiliriz. Hatta bu kavramın genel olarak daha da geliştirilmesi gerekmektedir. “Bilginin fazlası insanın zihnine zarar veriyor” fikrini kabul edemiyorum. Bu mantıklı gelmiyor. Bu kavram, içerik olarak sunulanların hepsini bilgi olarak kabulün üzerine kurulmaktadır. Fakat içerik üretimi bilgi üretimi değildir. Bu ayrımı dikkate almak gerekmektedir. Kavramı detaylı şekilde tanımlamak, anlam dünyasını zenginleştirecektir. Felsefe de bilgi türleri ayırımı yapılması anlam dünyasının doğurduğu ihtiyaçlardandır. Bugün bilginin türleri yokmuş gibi her şeyi bilgi kabul etmek bir mantık hatası değil midir?

Herkesin bildiği bir soru var; çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? Bu soruya başka bir yanıtım var. Çok seven bilir! Bir konuyu sevdiğinizde merak duygunuza engel olamazsınız. Onunla ilgili her şeyi bilmek istersiniz. Tam da bu istek sonucunda öğrenilenlerin kalıcılığını pedagojik testlere emanet ederek konunun diğer tarafına geçelim. İnfobeziteye karşı bilgi(?)nin azaltılmasını seçen insanlar “bilinçli cahillik” kavramıyla ifade edilmektedir. Buradaki sorum şudur: Herkes aynı hikâyenin içinde aynı tarafında olmak zorunda mıdır? Dünya’daki eşitsizlikte göz önüne alındığında herkesin aynı hikâyede olduğu düşüncesi bile sanı olabilir.

Andrew Whitworth 2009 senesinde Information Obesity eserini yazmıştır. İnsanların daha o senelerde sağlık sorunları yaşamasının nedeni olarak bilgi çağını anlatmaktadır. Bugün dijitalleşen yaşamların bazı sağlık sorunlarını tetiklediğini belirten araştırmalar mevcuttur. Araştırmalar stres başta olmak üzere depresyon, uyku bozukluğu ve anksiyete gibi hastalıkların dijital yaşamla orantısını göstermektedir. Ekran süreleri arttıkça artan rahatsızlıklar dijitalin kötü olduğunu ifade edebilir fakat bu noktada zehri belirleyen şeyin oranı olduğu bilgisi gelmektedir. Aşırı bilgi alımı ve onu işleyememenin sonucunda bireyler karar alma süreçlerinde zorluk çekmektedirler. Karar vermek insanın bir diğer en önemli özellikleri arasındadır. Hepten kötüleyerek, suçlayarak bu süreci başarılı geçemeyiz. Kişi elinden geleni ortaya koymalıdır. Burada çözüm önerileri sıralamayı çok isterdim fakat süreç hala devam ediyor ve biz problemin ortasındayız. Bu yazıda farkındalığı arttırmak çabasındayım.
Nobel ödülleri yapay zekanın sağlık sektöründe açtığı çığır dolayısıyla verilmiştir. Evet birçok çözülmesi imkânsız hastalıkların tedavisini bulabilecek bir icat elimizin altındadır. Fakat bu ödüller ne kadar kaydırırsak o kadar zeki olacağımız anlamını da taşımamaktadır. Sonsuz kaydırma döngüsünde kimse bilgi sahibi değildir. Odaklanma ve merak edilen konuya eğilme süreçlerini atlayarak sihirli bir evrende yaşarmışçasına bütün bilgilere sahip olmak istemekteyiz. Fakat bu sahip olma isteği bizi kendi arzularımıza hapsetmektedir. Olasılıklar evrenini yok eden bir düzenin içine sürükleniyoruz.
İnsanlık yeni karşılaştığı zorluklara karşı savunma mekanizması geliştirmiştir. Bu yeniliğin zorluklarına nasıl adapte olacağımız sorusu bugünkü birçok yolun nereye varacağını gösterecektir. Soru sorma kabiliyeti öğrenmenin önemli adımlarından biridir. Bugün bir soruyu düşünme süresi nedir? Hatta herhangi bir sorumuz var mı? Burada aklıma Sahip Olmak ya da Olmak eseri geliyor.

Peki infobeziteye karşı ne gelir elimizden? Yazarak ve kendi düşüncelerimizi düzenleyerek. Bilgimizi geliştirerek. Öznel düşünme taklit edilemeyecek yetenektir. İnsanın kendi düşünce tarzını besleyerek varlığını sürdürebileceğini düşünmekteyim. Bir arının polen taşıması ile tüm gezegendeki bitki örtüsü değişiyorken insanın tek bir kararı ile değiştirebileceği evreni düşünmek çok heyecan verici.

Bir yanıt bırakın